“İMKANSIZ AŞK”, İMKANSIZ ROMAN

 

 

         Eşini ve iki çocuğunu bırakıp, aşık olduğu kadın yazarla yaşamaya başlayan bir şair. Bir türlü dinmeyen bunalımlar, terkedip gelmeler, sonuçta yine ayrılık. Hasan Öztoprak’ın “İmkansız Aşk” adlı ilk romanı, ya da şöyle formüle edelim dilerseniz: sözde 160 sayfadan oluşan, ama metne aslında 13. sayfadan başlayıp, 159. sayfasında iki satır artı tek kelimede son veren o uzun anlatı debdebesi, paraşütle iner gibi düştü edebiyat dünyasına! Haydi kendimizi kandırmayalım, aslında önce edebiyat dünyasına değil, “magazin dünyasına” sert bir iniş yaptı! 

         Oysa İmkansızAşk’ın edebi boyutu, anlatım olanakları, kurgusal yapısı, zeka ve yaratı evreleri hiç de bu debdebeye uygun bir düzeye sahip değil. Bunu baştan söylemek en doğrusu. Olayın -olay demek yerinde olacak; çünkü pek alışıldık bir üslupla sunulmadı okura- yazınsal irdelemesine geçmeden önce -çünkü bu irdeleme yazarımızı biraz acıtacak- etik yönüne değinmek yerinde olur.  

         Gelin, İmkansız Aşk ile ilgili tartışma sürecine -isterseniz ‘komplo teorisi’ deyin buna- değişik bir açıdan bakalım: Ülkemizin iki büyük haber (pardon magazinel haber!) dergisi Tempo ile Aktüel, sözleşmiş gibi, Hasan Öztoprak’ın İmkansız Aşk adlı romanını, aynı hafta, yani aynı Perşembe, benzer röportajlar (hem romancı, hem de ilişkisini yazdığı öne sürülen kadın yazarın mahalle dedikodusunu aratmayacak tartışmalara pas veren sataşmaları) ve çok benzer başlıklarla kamuoyuna tanıttı. Hürriyet gazetesi de Tempo’dan yaptığı alıntıyla olayı birinci sayfadan verince, tablo tamamlandı!

         Şimdi serinkanlı olarak bir düşünelim: Tempo ile Aktüel, Hasan Öztoprak’ın ilk romanını neden bu kadar önemseyip -ikisi de kapaktan, hatta biri fotoğraflı- okura duyurmaya kalksın? Hem de kitap piyasaya çıkmadan birkaç gün önce! Hem de henüz yayımlanmamış kitabın en başında yer alan Hasan Öztoprak’ın özgeçmişi her iki dergide de aynen satır satır yansıtılarak! Üstelik iki dergide de romanın kahramanlarından biri olan kadın yazarın gerçekte kim olduğu açıkça belirtilip, onunla bir de röportaj yapılarak!

         Öyle ya, sanki bütün gazeteciler Kaktüs’ün müdavimi ve daha kitabı okumadan kadın kahramanın kim olduğunu bilecek kadar müneccim!

         Sakın bu büyük “reklam kampanyası” şöyle tasarlanmış olmasın:

“İmkansız Aşk” yayımlanmadan kısa süre önce, tanıtım için yayınevinin “protokol listesi”nde bulunan gazete, dergi, TV, eleştirmen cenahına gönderilir! Eleştirmenler nasıl olsa kitabı okuyup değerlendirecek veya hiç kapağını açmadan kütüphanelerinin bir köşesine koyacaktır. Ama medya öyle mi? Bir şairin ilk romanına niçin ilgi göstersin? Öyleyse, romanı oluşturan hayat malzemesinin bazı kırıntılarını, protokol listesindeki “güvenilir” dergi, gazete ve televizyonlara sızdırmak en doğrusu. Çünkü böyle ilginç bir dedikodudan sadece roman değil, sayfalar dolusu röportaj, bedava reklam, hatta müthiş bir satış patlaması çıkabilir!

         “Güvenilir” basın-yayın organlarının kulağına “İmkansız Aşk”ın yazılış serüvenini, hatta mekanını ve hatta birbirinden paranoyakmış gibi görünen kişiliklerinin aslında kim olduğunu fısıldadınız mı, iş tamam.

         Peki, bunu kim tasarladı?

         Kim tasarladıysa, yazıklar olsun.

         Yazınsal güçle bükemediği bileği, kırk yılın fetbazından daha büyük bir kurnazlıkla bükmek dürüstlükse, bravo.

         Hasan Öztoprak, roman kahramanının tanınmış bir kadın yazar olduğu iddiaları ayyuka çıktığında, bir röportajında, “Bu romanı kendimden intikam almak için yazdım” diyor  -derginin “Şairin Aşk İntikamı” başlıklı yazısına karşılık. Bir başka röportajında savunması da hazır: “Niye bunu hayal gücüme bağlamıyorsunuz? Bugüne dek çok geniş bir imge dünyası içeren 5 şiir kitabı yayımladım!” (Cumhuriyet, 6 Mart 2003, vallahi yine Perşembe!, sayfa 15).

         Sevgili Hasan Öztoprak, bir kere “İmkansız Aşk”, tam bir “imkansız roman”. O yüzden de, romanında hayal gücündeki tasarımlarınla denk düşen bir edebi düzey bulmak mümkün değil.  

         Peki, Hasan Öztoprak hayatında hiç roman okumamış mı? Kendinden önce yazılan romanlardaki düzeyi farketmemiş mi? Önüne imgeden ve metafordan yoksun, ruhsuz bir şiir gelse ne düşünürdü? Beş şiir kitabı yayımlamış bir şairin romanında iki paragraf betimleme, kişilik çözümlemesi, olayın ruhunu yansıtan anlatım zenginliği olmaz mı? Yok.

         Hasan Öztoprak, ilk başlarda biraz daha akıcı gibi görünen üslubunu çok geçmeden bozuyor ve kurgudan bihaber olduğu için de sıkıştığı yerde hemen romanın kadın kahramanı Elda’ya yazdığı mektuplara sığınıyor! Brüt 146 sayfalık romanda, Elda’ya yazdığı tam 10 adet mektup var. Toplamı da 22 sayfayı buluyor.

         Roman, başkahraman olan şair S., kadın yazar Elda ve Latif üçgeninde seyreden garip bir aşkın -anlaşılan hazin bir öykünün- tuhaf tasarımı. Latif, sözde romandaki üç kahramandan biri, kadının da bir diğer aşığı. Ama hakkında en ufak bir derinlemesine kişilik çözümlemesi yok. Kimdir, necidir, kaç yaşındadır, duyguları nasıldır, İstanbul dışında yaşıyor ama ne yapıyor, tüm bu soruların yanıtlarını Hasan Öztoprak kendisine saklamış.

         Romandaki yegane kurgu, Elda’nın sık sık kaybolması, bu esnada şairin daha da çaresizliğe düşüp bunalması, üstelik -iki satırlık romanda- her seferinde de Elda’yı ağlarken

-ve muhtemelen çırılçıplak- kanapede uyurken bulmasından ibaret.

         Gelelim “yavuz hırsız” şairimizin “Asla mahremiyete girmedim” iddiasına. Romandaki Elda, yazarın deyimiyle, inanılmaz bakımsız, bir giysiyi günlerce giyen, göğüsleri küçük, hayatında hiç sutyen takmamış bir kadın! Çenesinin altında da, ara-sıra bizzat şairimizin kopardığı kıldan bir bölge var! (sf. 23) 

         Eh, diyorsunuz, “Oldu olacak, bir de şeyindeki kılları say!” Romancımız hemen yetişiyor imdada: “Onu öpüp, okşamaya başladım (...) Kıllarının arasından gireceğim yeri bulmakta zorlandım; ama yumuşak bir giriş olmuştu. Saalerce boşalmadan üstünde kaldım.” (sf. 90) 

         Romanda, şair S.’nin geride bıraktığı iki çocuğa ilişkin de hiçbir ayrıntı, fikir, özeleştiri, sorgulama vs. yok. Sıradan bir bulut geçişi sanki, öylece fonda -bir ara- durup kayboluyor. Karısı Bahar ise -bereket zahmet edip birazcık anlatmış yazar- eski devrimcilik günlerinden kalma bir yama. Romanın bir-iki satırında -konu hatırına- şöyle bir görünüyor okura. Acemice bir yakştırmayla.

         Dürüstçe söylemek gerekirse, “İmkansız Aşk” asla bir roman değil. Belki bir anlatı. Kötü geçtiği her halinden belli olan bir küsur yılın acı muhasebesi. Yazarın -neredeyse- kendi kendine mırıldanmasından ibaret zorlama bir metin. İntikam için yazıldığı çok belirgin ve daha baştan “Lanet olsun, bir an önce bitse de kurtulsam!” diye bizzat yazarının çırpındığı sıradan bir itiraf mektubu.

         Metin böylesine naif ve zayıf olunca, romanın kadın kahramanı olan yazar Elda’nın gerçekte kim olduğunun da hiçbir önemi kalmıyor. Eğer şair S. yazdığı gibi yaşadıysa, kadıncağız ucuz kurtulmuş!

         Şaka bir yana: İşin sosyolojik yönüne bakarsanız, Hasan Öztoprak, belki de hayatının en büyük hatasını ve gafını yaparak, yaratmaya çalıştığı fırtınada asıl kendisi savrulmuş oldu. Üstelik, geride güzelim onca şiir kitabının üzerine de gölge düşürerek.

         Edebiyat dünyamız, bu romanın edebiyat eleştirisi ölçütlerinde değerlendirilmeyip sadece “intikam romanı” olarak nitelendirilmesine yol açtıkları için feministlere ve tepki gösteren kadın yazarlara hiç gücenmesin.

         İnanın, edebi açıdan içi bomboş olan bu romanı okumadan feryadı basanlar, okuyup da yazınsal değerlerin nasıl erozyona uğradığını apaçık görenlerden daha şanslı...

 

 

 

 

Yeni dergisi, Mart 2004, Sayı: 1

Bu içerikle ilgili diğer bağlantılar

Cihan Oğuz, 2005-2017

Cihan Oğuz Facebook  Cihan Oğuz Twitter  Cihan Oğuz Instagram

Web Sitesi Tasarımı ve Yönetim Paneli